Don't hurry dil bilgisi olarak doğrudur. Ama bir arkadaşına İngilizce konuşan biri çoğu zaman Take your time der. Doğal İngilizce doğru kelimelerden değil, doğru kalıplardan oluşur.
1Bir sohbet
- A: How's the new job going?A: Yeni iş nasıl gidiyor?
- B: It's a bit hard. I keep making mistakes.B: Biraz zor. Sürekli hata yapıyorum.
- A: That's normal. Let me give you a piece of advice: take your time.A: Bu normal. Sana bir tavsiye vereyim: acele etme.
- B: That makes sense. But the new system is confusing.B: Mantıklı. Ama yeni sistem kafamı karıştırıyor.
- A: Don't worry. You'll get the hang of it.A: Merak etme. Zamanla alışırsın.
Sohbet devam ediyor:
- B: I hope so. Can I ask you if I get stuck?B: Umarım. Takılırsam sana sorabilir miyim?
- A: Sure, it's no big deal. Just give me a call.A: Tabii, dert değil. Beni araman yeter.
- B: Thanks. I really appreciate it.B: Teşekkürler. Gerçekten minnettarım.
- A: Anytime. Give the report a shot tonight, and we'll look at it together tomorrow.A: Ne zaman istersen. Bu akşam raporu bir dene, yarın birlikte bakarız.
- B: Sounds good.B: Olur.
Kelime kelime doğru ama kalıpsız konuşan biri hemen yabancı duyulur: It is logical yerine That makes sense, You will get used to it yerine You'll get the hang of it.
2Kalıplar
Bunların hepsi gündelik ya da nötr konuşmaya aittir; bir iş arkadaşına, bir arkadaşa, bir komşuya uyar.
3Sıra sana
Doğal kalıpla söyle, sonra altındaki cevaplara bak.
- Acele etme.
- Mantıklı.
- Merak etme, alışırsın.
- (taşınan bir arkadaşa) İrtibatı koparmayalım.
- Önemli değil.
Cevaplar: Take your time. · That makes sense. · Don't worry, you'll get the hang of it. · Let's keep in touch. · It's no big deal.