Bu blokta geçmişe geri dönüp bakmayı öğrendin: pişman olmayı, sitem etmeyi, bir kanıttan geçmişe dair sonuç çıkarmayı ve boşa giden bir işi söylemeyi. Hepsi aynı kalıpla kurulur: yardımcı + have + üçüncü hâl. Zor olan, bir konuşmada her cümlede doğru yardımcıyı yakalamak; bu sayfada hepsi bir hikâyede.
1Karar sırası
- Ne yapıyorsun? Pişmanlık ya da eleştiri: should have. Kaçan fırsat ya da atlatılan tehlike: could have. Boşa giden iş: needn't have.
- Tahmin mi? Kanıt güçlü ve evet diyorsa must have; imkânsızsa can't have; kanıt zayıfsa might have.
- İş yapıldı mı? Yapıldı ve gereksizdiyse needn't have; hiç yapılmadıysa didn't need to.
- Biçim: have hep yalın, arkasında üçüncü hâl; bir durum için been.
2Kayıp cüzdan
- Ece: I can't find my wallet. I had it at the café.Ece: Cüzdanımı bulamıyorum. Kafede yanımdaydı.
- Mert: You might have left it on the table.Mert: Masada bırakmış olabilirsin.
- Ece: No, I can't have left it there. I paid with it just before we left.Ece: Hayır, orada bırakmış olamam. Çıkmadan hemen önce onunla ödedim.
- Mert: Then someone must have taken it from your bag on the bus.Mert: O zaman biri otobüste çantandan almış olmalı.
- Ece: You're right. I should have closed my bag.Ece: Haklısın. Çantamı kapatmalıydım.
- Mert: Well, it could have been worse.Mert: Neyse, daha kötü olabilirdi.
İlk tahmin (might have) kesin bir çürütmeyle (can't have) kapandı; ikinci tahmin kesin göründü (must have) ama yanlış çıktı. Kesinlik kanıttan gelir; kanıt değişince yardımcı da değişir.
3Onar: her satırda iki hata
4Hepsi tabloda
| Kalıp | Türkçe |
|---|---|
| should have / shouldn't have | -malıydı / -mamalıydı |
| could have | -ebilirdi; -mış olabilir |
| must have | -mış olmalı |
| might have / may have | -mış olabilir |
| can't have / couldn't have | -mış olamaz |
| needn't have | gerek yoktu (ama yapıldı) |
| didn't need to + yalın | gerek yoktu (çoğu zaman yapılmadı) |